Eğitime Yaklaşım Modelimiz

 

Milli Eğitim Vakfı’nın (MEV) Okul Öncesi Eğitim, İlköğretim ve Ortaöğretime Yaklaşım Modeli

Eğitim hakkı, hemen tüm anayasalarda öngörüldüğü gibi en kutsal haktır. Birey için “insan olma” toplum için “ varlığını sürdürebilme”, hakkıdır. Bu nedenle ülkeler daha iyi eğitim için eğitimlerinin niteliğini artırma yarışı içindedirler.

Anayasamız; “demokrasiye âşık” ve “vatan ve millet sevgisi” gibi yüce değerleri insanımızın temel kişilik özellikleri olarak öngörmüştür. Bu temel ilke ile birlikte çocuğun bağımsızlığa ve özgür düşünceye sahip olması gerektiği Atamızın şu ölümsüz özdeyişinde formüle edilmiştir: “okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, vatan ve millet sevgisini ve bağımsızlık şerefini öğretir.”

Tarihimiz; eşsiz bir ulusal deneyim hazinesidir. Vatandaşlarımızı; saplantısız ve nesnel bir yöntemle düşündürerek eğitim hizmetinden yararlandırmak bir insanlık hizmetidir. MEV için de…

Öte yandan, biliyoruz ki, Ülkelerin kalkınmışlığı ve gelişmişliği iyi yetişmiş insan gücüne bağlıdır ve de her şey insanın mutluluğu içindir. Ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin eğitimlerinin niteliği ile bağıntılı olduğu düşüncesi günümüzde kabul görmüş bir yargıdır. Bu nedenledir ki, hemen tüm ülkeler eğitimlerinin niteliğinin yükseltilmesi için yoğun bir çaba içerisindedir ve hiçbir özveriden kaçınılmamaktadır. Bu yarışta geri kalmak varlık - yokluk meselesidir.

Tüm ülkelerce yaşamsal öneme sahip eğitimde, nitelik arayışına, ülkemizde sorumlu kamu kurumları yanında katkı sağlamayı temel ve kutsal bir görev sayan Milli Eğitim Vakfı, bu konudaki tarihsel birikimleri ve çağdaş standartları değerlendirerek nitelikli eğitime somut örnekler oluşturma çabasına girmiştir.

Kurduğu okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında, başta Anayasamız, ilgili yasalarda belirtilen amaçlara titizlikle bağlı kalmaya büyük bir özen göstermektedir.

Eğitim Kurumlarımızda yapılmayanlar/yapılmayacaklar,

Çocuğun bağımsızlık duygusu, yaşama sevinci, kişisel girişim yeteneği ve öğrenme hevesi gibi doğuştan getirdiği en değerli hazineleri/yapıtaşları yıkılmayacaktır/yok edilmeyecektir.

Cansız bilgi serbest düşünmeyi, bağımsızlığı ve özgürlüğü öldürür.

Çocuğun yararına inanmadığı bilgi kısa bir süre sonra unutulur ve onun ruh sağlığında olumsuz bir iz bırakır. Bu yaklaşım onun yaşama sevincini ve öğrenme hevesini de öldürmüş olur.

MEV eğitim kurumlarında yönetici, öğretmen, eğitim uzmanı, öğrenci ve veli birlikteliğiyle ve yetkin kılınmasıyla doğanın sunduğu doğal, sağlıklı ve huzurlu yaşam ortamının oluşumunu yaşamsal önemde görmektedir.

Eğitim Kurumlarımızda yapılanlar / yapılacaklar

Çocuk dışarıdan etki ve zorlamayla değil, her canlı gibi içten gelişerek büyümeli, kendi sorunlarını çözmesini, ileriye bakarak yürümesini içten çabasıyla öğrenmelidir. MEV Eğitim kurumlarında bu ortam yaratılmaktadır.

Bizim yargılarımıza uymayan, çocuk yargılarının da doğru olabileceğini anlamalıyız. Demokrasi ancak sıcak bir aile havası içinde yeşerebilir. MEV Eğitim kurumları sıcak bir aile havasına sahiptir.

İnsan demokratik bir ruhla doğar. Ancak aile-okul-toplum çevresinde bozulur. Örneğin anne-baba kendilerinin gerçekleştiremediklerini, umutlarını çocuklarının sırtından gerçekleştirmek zayıflığına düşebilirler. MEV eğitim kurumlarında, okulların ayrılmaz birer öğesi anne-babalarla kaynaşarak çocukların bizler değil ancak, kendileri olabildiklerinde mutlu olabilecekleri anlayışı paylaşılmaktadır.

Okul Öncesi Eğitim Kurumları

4-6 yaş dönemi çocuklar için zihin yeteneğinin çok hızla geliştiği, eğitim bakımından çok önemli olduğu bir çağdır. Bu yüzdendir ki, Batı ülkelerinde bu çağda yapılacak eğitime ağırlık verilmekte ve zorunlu eğitim okul öncesi eğitimi de kapsayacak şekilde gelişmektedir.

Okul, öğrencinin doğal yaşam ortamıdır, demokratik bir ortamdır. Okul her şeyden önce çocuk için güven ve sevgi dolu sıcak bir ana kucağıdır; orada ceza yoktur, özendirme vardır.

İnsan beyninin %95’i beş yaşına kadar tamam olmakta, %5’i gelişme çağının sonuna kadar doğal ve toplumsal oluşumların yön verici deneyimlerine bırakılmaktadır.

5-6-7 yaşları iş olgunluğu ya da okul olgunluğu çağıdır. Bu yaş bölgesinde çocuk, artık oyun havasını geçici bir süre için askıya alıp “işi”  severek kabul etme ve “iş”’in tadına varma yetisine kavuşmaktadır.

Çocuk küme içinde olduğu zaman arkadaşlarıyla ortaklaşa içlerinden geldiği gibi devinim gösterirler. Burada toplumsallığa yönelme vardır.

  İlköğrenimler; en güçlü ve en sürekli olabilir. On yaşına kadar öğrenilenler, ondan sonra öğrenilenlerden çoktur. Bebek bilgiyi (yaşama bilgisini), gözünün çok keskin görmesiyle, çevresinde topladığı izlenimlerinden yararlanarak, bilinçaltında kendisi üretir. Bebeğin dört bir yana bakışı çok ciddi ve çok dikkatlidir. O yaşta göz, denizdeki küçük bir balığı yükseklerden görebilen bir kuşun gözü keskinliğindedir. Beşinci yaş, gözümüzün en iyi olduğu yaştır. Ondan sonra ortalama yetmiş yaşına kadar görmemiz yavaş yavaş gücünü yitirir.

Okul öncesi eğitim kurumlarımızda, çocuğun gelişim özelliklerini ve gereksinimlerini karşılayacak ve orada özgürce yaşamını sürdürecek biçimde zengin bir doğa ve doğal çevre oluşumu sağlanmasına özen gösterilmektedir.

İlköğretim Kurumları

İlköğretim, geçici bir okuma-yazma dönemi değil, tüm eğitim sürecinin en duyarlı, yararlı, yararlı kılınamadığı takdirde zararlı etkisi; bilinçaltında ömür boyu süren bir dönemdir. Toplumsallaşmada, ulusallaşmada ve ulusun güçlenmesinde ilköğretimin rolü büyüktür. İlköğretim demokratik devlet yapısının, halk egemenliğinin tabanını oluşturur.

Okul çocuğa özgür düşünce gibi iyi nitelikler kazandırarak onu yetiştirir; dünya ve toplum doğasına alıştırır.

Öğrenme öğrenenin işidir. Kimse kimseye bir şey öğretemez. O; ona ancak malzeme verebilir, yol gösterebilir. Çocuk aktif olarak karşılamadıkça kimse ona bir şey öğretemez. Sevmediği şeyi asla. Deneyim ve deney yaşamsal değerdedir. İlköğretimi doğal ve kültürel çevre içine oturtmaktır.

Eğitimde anaokulundan itibaren her kademede çağdaş yöntem öğrenmesini öğrenmek, araştırmayı öğrenmek ve bundan zevk duymasını sağlamaktır. 21. yüzyıla ancak sürekli öğrenen toplumlar uyum sağlayabilecektir. Günümüzde kitap insan yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır.

Bilgi ve sevgi bireyin bilişsel ve duyuşsal dünyalarının iki temel gıdasıdır. Her insan bu iki değerin örüntüsü olarak büyür ve gelişir. Bilgi ve sevgi sonsuzdur. Birey bu iki kaynaktan beslenebildiği oranda sağlıklı bir kişiliğe kavuşur. Bilgi yoksunluğu insanı ezikliğe, sevgi yoksunluğu acımasızlığa sürükler.

Evrenin sonsuzluğu ve bu sonsuzluk içindeki olaylar, olgular ve varlıklar arasındaki yine sonsuz neden-sonuç ilişkileri bilgiyi de sonsuz kılmaktadır. Öte yandan bu sonsuzluk içindeki düzen, renk ve ahenk, başka bir deyişle bu sanatsal güzellik sonsuz bir hayranlık uyandırmakta tüm ahlaki değerleri kapsayan ve sevgi dediğimiz eşsiz ve sınırsız bir duygu yer almaktadır.

MEV İlköğretim okulları bu beklentileri sağlayacak çağdaş standartlarda, Ülkemiz için örnek bir yapı, işleyiş ve yönetim anlayışına sahiptir.

Ortaöğretim Kurumları

Bugün ilkokuldan/ilköğretimden sonra çocuk; katı bir öğretim ve değerlendirme sıkı düzeninin etkisiyle gittikçe pısırıklaştırmakta, okul çevresi büyüdükçe içinde bir yaşama korkusu çöreklenmektedir. Ayrıca okul sistemi dışında zararlı bir yükün altında daha çok ezilmektedir. Bu yüzden okuma ve öğrenmenin tadına varamamaktadır, daha kötüsü psiko-somatik çeşit çeşit rahatsızlıkların kucağına düşmektedir.

Oysa ortaöğretimde öğrencilerin, bir yandan kendi istekleriyle katılacakları etkinliklerle sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif yönlerden gelişmeleri öte yandan ilgi ve kişisel girişim yeteneklerini geliştirecek doğal/somut bir ortam oluşturarak daha başarılı ve mutlu olabilecekleri yükseköğretim programlarına yönelmelerine ve de dengeli/ruh sağlıklı vatandaşlar olabilmelerine dönük tüm rehberlik önlemlerinin alınması beklenir. Her halde üniversite, liseden, bilgiden çok çağdaş bir kültürel olgunluk bekler.

Özetle; bir toplum için en büyük zenginlik iyi eğitilmiş insan gücüdür. Bu nedenle en değerli yatırım genç nüfusa yapılan yatırımdır; gerçeğini dikkate alarak MEV de bu bilinçle, nitelikten ödün vermeden çeşitli kanallarla katkılarını sürdürmektedir.

Öğretmen Yetiştirme

Eğitimde öğretmenin yeri hiçbir şekilde doldurulamaz. Teknolojiler geliştikçe öğretmenin yeri ve ağırlığı daha da artmaktadır. Öğrencinin duyuşsal dünyasını besleyen sevginin en gür kaynağı öğretmendir, birçok halde yalnızca öğretmendir.

Her çocuk sahip olduğu zihin varlığıyla bir doğa harikasıdır. Bize düşen; ondaki değerleri bulup ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Öğretmendeki zorlukların asıl kaynağı çocuğun tembelliği ilgisizliği değil, öğretmenin öğretici olarak öğretmeye hazırlıklı olmayışı, yöntemsizliğidir.

Öğretmenin, bütün çocukların ayrıcalıksız öğretmeni olduğu bilinci, uyanık tutulmalıdır. Tarih boyunca öğretmen yetiştirmede deneyimlerimizle kazandığımız kavramlara, üniversite kendi yapısında sahip çıkmalıdır. Öğretmen üniversitenin yan ürünü olmaktan kurtarılmalıdır. Bu bölüme;  yaş çağının, görecekleri ağır ve nazik sosyal işlev gereği, en ileri düzeydeki gençler çekilebilmelidir.

Öğretmenler mesleki formasyon bakımından mutlaka noksansız yetiştirilmelidir. Hangi eğitim düzeyi üzerine olursa olsun birkaç aylık/birkaç yıllık eğitimle öğretmen yetiştirilmesini düşünmek birçok olumsuzluk yanında bir ülkenin geleceği için bir tehlikedir.

Eğer ruh sağlıklı, yüksek karakterli bireylerden/vatandaşlardan oluşan güçlü bir toplum yapısı hedeflenmişse, öğretmen ancak seçkin adayların kabul edildiği psikoloji- eğitim temelli bir lisans öğreniminden de öte, bunun üzerine en az bir yıllık lisansüstü bir öğrenimle yetiştirilmelidir.

Milli Eğitim Vakfınca kurulma çalışmaları sürdürülen eğitim üniversitesi; gerçekten geçmişte örneği olduğu gibi “zeki”, “başarılı” ve “yüksek karakterli” öğretmen adaylarının kabul edilebileceği; uygulama okulları, canlı bir eğitim müzesi, değerlendirme kampı ve benzerleriyle başlı başına bir eğitim kampusü olarak düşünülmektedir.

Bir gerçeği daha anımsayalım: Bir toplumun eğitim felsefesi yazılı metinlerdeki değil, sınıfta/okulda uygulananlardır, öğretmenin yaptıklarıdır. Yasalarımız ve programlarımızda öngörülen eğitim anlayışının uygulama ile bağlantısı öğretmenin mesleki yeterliği ile ilgilidir, ona koşuttur. Bu durum öğretmen yetiştirmenin öneminin temel kanıtı olsa gerek.

Kaynağımız/Eşsiz bir eğitimci

Bu görüşümüzün oluşumunda ana kaynak aldığımız eğitimimizde unutulmaz bir iz bırakan değerli hocamız Hüseyin Hüsnü CIRITLI’yı doğumunun 100. ve ölümünün 1. yıldönümünde saygıyla anıyoruz.

© 2012 Milli Eğitim Vakfı. Tüm hakları saklıdır.